24/9/2007 - Mail
Mail kutuma gelen güzel maili sizle paylaştım.
Merhabalar...
>>Onbir Ayın Sultanı Ramazan Ayına kavuşmuş bulunduğumuz bu ilk günde
>>sizlerle bir kıssa paylaşmak istedim. Selametle...
>>
>>Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir
>>elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak:
>>- Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık". Ve
>>bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef
>>kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas
>>yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan
>>Kur'an'ını okumaya koyulurdu.
>>
>>Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun
>>için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı.
>>Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa
>>sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç
>>sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı.
>>Fakat aradan geçenbunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış,
>>ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne
>>olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken:
>>
>>- Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi. Ve bir elma
>>düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan.
>>
>>Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp
>>yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi.
>>
>>Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine
>>elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense birşey
>>düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği
>>şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini
>>andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp
>>koyunların arasına attı kendini.
>>
>>Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu.
>>İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları
>>davücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru
>>yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinde daha nurlu
>>minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban.
>>
>>Birşey hatırlamıştı.
>>
>>Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken:
>>
>>- Canım, dedi, hıçkırıp ağlayarak.
>>
>>- Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce
>>neden söylemedin, bu günün Ramazan'ın ilk günü olduğunu?"
|