Mail

2007-09-24 09:44:00

Mail kutuma gelen güzel maili sizle paylaştım.

 

Merhabalar...

 

>>Onbir Ayın Sultanı Ramazan Ayına kavuşmuş bulunduğumuz bu ilk günde

>>sizlerle bir kıssa paylaşmak istedim. Selametle...

>> 

>>Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir

>>elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak:

>>- Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık". Ve

>>bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef

>>kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas

>>yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan

>>Kur'an'ını okumaya koyulurdu.

>> 

>>Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun

>>için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı.

>>Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa

>>sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç

>>sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı.

>>Fakat aradan geçenbunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış,

>>ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne

>>olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken:

>> 

>>- Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi. Ve bir elma

>>düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan.

>> 

>>Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp

>>yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi.

>> 

>>Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine

>>elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense birşey

>>düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği

>>şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini

>>andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp

>>koyunların arasına attı kendini.

>> 

>>Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu.

>>İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları

>>davücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru

>>yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinde daha nurlu

>>minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban.

>> 

>>Birşey hatırlamıştı.

>> 

>>Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken:

>> 

>>- Canım, dedi, hıçkırıp ağlayarak.

>> 

>>- Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce

>>neden söylemedin, bu günün Ramazan'ın ilk günü olduğunu?"

107
0
0
Yorum Yaz